Bir Yas Hikâyesinin Doğal Sınırı ve İkiye Bölünen Bir Okuma: Bahçıvan ve Ölüm

Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm’ü, popülerliğinin yarattığı merakla elime aldığım ancak kapak kapandığında zihnimde çok net iki ayrı parçaya bölünen bir metin oldu. Öyle ki, kitabı babanın öldüğü yere kadar olan kısım ve sonrası diye ikiye ayırmak kaçınılmaz hale geliyor.

Metnin ilk yarısı; hastalığın adım adım ilerleyişi, hastane koridorlarının o kendine has çaresizliği ve babanın o sessiz, ağırbaşlı gidişatıyla son derece yoğun ve etkili. Gospodinov, etten kemikten bir insanın kayboluşunu ve o somut yüzleşmeyi anlatırken okuru doğrudan yakalıyor. Bir evladın babasının gidişine şahitlik ettiği bu ilk kısım, ajitasyondan uzak ama bir o kadar da kalbe işleyen şeffaf bir dürüstlüğe sahip. Yasın sıcaklığı ve hikâyenin insani boyutu metni sürükleyici kılıyor.

Ancak babanın vefat ettiği o kırılma noktasından sonra roman bende güç kaybetmeye ve ciddi anlamda sıkıcı bir hal almaya başladı. İlk kısımdaki o sarsıcı atmosfer bir anda dağılıyor; yerini odak noktasını kaybetmiş, zorlama bir anlatıya bırakıyor. Yazar, hikâyenin doğal sınırına ulaştığı ve anlatılacak esas şeyin bittiği yerde durmak yerine, metni sırf uzatmak için sürdürüyor gibi hissettiriyor.

İkinci yarıda romanın kurgusal bağı kopuyor. Yapılan şey, bir hikaye anlatmaktan ziyade sadece bazı isimlere, metinlere ve atıflara yer vermekten ibaret kalıyor. İlk kısımdaki o samimi ve canlı insan hikâyesi bitince, geriye kalan bu yüzeysel atıf silsilesi ve konunun dağılması, ilk yarının kurduğu o güçlü etkiyi de ne yazık ki zedeliyor.

Özetle Bahçıvan ve Ölüm; ilk kısmıyla ne kadar sarsıcı ve akılda kalıcıysa, babanın ölümünden sonraki zayıf ve zorlama uzantısıyla da bir o kadar ritmini kaybeden bir kitap. Anlatacak somut bir hikâyesi varken insanı yakalayan, hikâye bittiğinde ise yapay atıflarla uzatıldığı hissini veren çelişkili bir okuma deneyimi.

Kitaptan sevdiğim iki alıntı:

“Sadece hikâyeler hayatta kalacak.”

“Bir hikâye, yaşanmış ve kişisel olsa bile, bir kez dilden geçince, kelimelere bürününce artık bize ait olmaktan çıkar, o artık gerçeklik kadar kurmacanın da düzenine aittir.”

Bir Cevap Yazın