Edebiyat

  • Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm’ü, popülerliğinin yarattığı merakla elime aldığım ancak kapak kapandığında zihnimde çok net iki ayrı parçaya bölünen bir metin oldu. Öyle ki, kitabı babanın öldüğü yere kadar olan kısım ve sonrası diye ikiye ayırmak kaçınılmaz hale geliyor. Metnin ilk yarısı; hastalığın adım adım ilerleyişi, hastane koridorlarının o kendine has çaresizliği ve babanın…

    Read more →

  • Sıfır Noktasındaki Kadın’ da Neval El Seddavi, Firdevs’in hayatını anlatırken aslında bir kadının nasıl yavaş yavaş kendisine ait olmaktan çıkarıldığını; bedeninin, emeğinin, sevgisinin ve hatta korkularının bile başkaları tarafından nasıl sahiplenildiğini gösteriyor. Firdevs’i ilginç kılan şey, hikâyenin başında karşımıza çıkan sessiz kadınla kitabın ilerleyen sayfalarındaki kadın arasındaki uçurum. Cezaevinde kimseyle konuşmayan, yemek yemeyen, idam edilmeyi…

    Read more →

  • Şermin Yaşar’ın Altı Harfli Bir Tatlı kitabına başlarken beni en çok etkileyen şey, iki kadının birbirinden ayrı başlayan hikâyeleriydi. Selime’nin çocuklarını geride bırakıp kaçak bir hayatı seçmesi, yıllar boyunca başka bir hayatın içinde yaşaması bende ciddi bir merak uyandırdı. Çünkü burada sıradan bir “anne ve çocuk” hikâyesinden daha fazlası vardı. Bir annenin kendi çocuklarından uzaklaşmasının…

    Read more →

  • Ahmet Rasim’in Geceler’ini okurken başta neyle karşılaşacağımı pek bilmiyordum. Fakat birkaç sayfa sonra kitabın geceyi anlatmaktan çok başka bir şey yaptığını fark ettim. Gece, burada sanki insanın kendisinden kaçamadığı bir zamana dönüşüyor. Bir yerde denize, gökyüzüne, havaya bakıyor; başka bir yerde birden çocukluğunun içine düşüyor. Darüşşafaka’daki günleri, annesinden ayrılışı, o zamanki korkuları, yıllar sonra dönüp…

    Read more →