Kitap okumalarım
-
İntihar Dükkânı, oldukça ilginç ve okuru daha ilk sayfalardan içine çekebilen bir fikre sahip. Ölümü ticarete dönüştüren bir aile üzerinden yaşamı, umutsuzluğu sorgulayan roman, başlangıçta derin bir meseleye kapı aralıyor. Ancak benim için romanın asıl sorunu, bu ilginç fikrin yeterince derinleştirilememesi. İntihar gibi insanın varoluşuna, çaresizliğine ve iç dünyasındaki çatışmalara uzanan ağır bir mesele, zaman…
-
René Descartes’ın felsefesi, insanın doğru kabul ettiği düşüncelerin hangi temellere dayandığı ve kesin bilginin nasıl mümkün olabileceği soruları etrafında şekillenir. Descartes, bilgiye ulaşmayı yalnızca doğru sonuçlara varmakla sınırlandırmaz; düşüncenin hangi kurallara göre ilerlemesi gerektiğini, kuşkunun nasıl kullanılabileceğini ve insanın kesinlik arayışı sürerken nasıl yaşaması gerektiğini de araştırır. Yöntem Üzerine Konuşmalar adlı eserinde geliştirdiği yöntem ilkeleri,…
-
Ölüm üzerine yazılmış olması kitabı felsefi yapmaya yetmiyor. Hastalık üzerine yazılmış olması da onu edebiyata dönüştürmüyor. Ölüm Denizinde Yüzmek benim için tam olarak bu noktada sorunlu bir kitap oldu. David Rieff, annesi Susan Sontag’ın hastalığını ve ölüme doğru giden sürecini anlatıyor. Bir annenin ağır hastalığına tanıklık etmek, onun ölüm ihtimalini bilerek yanında olmak elbette sarsıcı…
-
Georgi Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm’ü, popülerliğinin yarattığı merakla elime aldığım ancak kapak kapandığında zihnimde çok net iki ayrı parçaya bölünen bir metin oldu. Öyle ki, kitabı babanın öldüğü yere kadar olan kısım ve sonrası diye ikiye ayırmak kaçınılmaz hale geliyor. Metnin ilk yarısı; hastalığın adım adım ilerleyişi, hastane koridorlarının o kendine has çaresizliği ve babanın…
-
Şermin Yaşar’ın Altı Harfli Bir Tatlı kitabına başlarken beni en çok etkileyen şey, iki kadının birbirinden ayrı başlayan hikâyeleriydi. Selime’nin çocuklarını geride bırakıp kaçak bir hayatı seçmesi, yıllar boyunca başka bir hayatın içinde yaşaması bende ciddi bir merak uyandırdı. Çünkü burada sıradan bir “anne ve çocuk” hikâyesinden daha fazlası vardı. Bir annenin kendi çocuklarından uzaklaşmasının…
-
Ahmet Rasim’in Geceler’ini okurken başta neyle karşılaşacağımı pek bilmiyordum. Fakat birkaç sayfa sonra kitabın geceyi anlatmaktan çok başka bir şey yaptığını fark ettim. Gece, burada sanki insanın kendisinden kaçamadığı bir zamana dönüşüyor. Bir yerde denize, gökyüzüne, havaya bakıyor; başka bir yerde birden çocukluğunun içine düşüyor. Darüşşafaka’daki günleri, annesinden ayrılışı, o zamanki korkuları, yıllar sonra dönüp…
