Evet, ayracı kullanamadım. Çünkü çok hızlı bitti. Sosyal medya hesabını inceliyordum, kitabı okumaktan çok.
Ahmet Batman’ın Çok Zamanımız Varmış Gibi kitabını okurken en çok zorlandığım şey, kitabın bana sürekli aynı şeyi başka cümlelerle anlatması oldu.
Zaman geçiyor.
Hayatı ertelememek gerekiyor.
Çocukluğumuzu özlüyoruz.
İnsan kendisini sevmeli.
Kimse kimsenin hayatını kurtaramaz.
Bazı insanlar geç anlaşılır.
Bunların hiçbirinin yanlış olduğunu söyleyemem. Hatta bazıları oldukça doğru. Fakat edebiyatın meselesi yalnızca doğru şeyler söylemek değil. Bana doğru bir cümle söylemekle, o cümlenin arkasındaki düşünceyi hissettirmek arasında ciddi bir fark var.
Batman çoğu yerde düşüncenin kendisini veriyor; okura düşünmesi için fazla alan bırakmıyor. Bir durum anlatılıyor ve hemen ardından o durumun ne anlama geldiği söyleniyor. Bu yüzden metinlerin bazı yerlerinde okur olarak kendimi metnin içerisinde düşünürken değil, birinin bana hayat hakkında tavsiye verdiğini dinlerken buldum.
Üstelik kitap ilerledikçe tekrarlar belirginleşiyor. Bir bölümde “kendini erteleme” deniyor, başka bir yerde aynı düşünce “hayat erteleyebileceğin kadar uzun değil” biçiminde geliyor. Bir yerde insanın geçmişteki kişiden çok onunla kurduğu hayatı özlediği söyleniyor; başka bir yerde yine alışkanlıkların özlendiği anlatılıyor. Çocukluk, eski günler, küçük mutluluklar, zamanın geçmesi… Bunların hepsi kitabın farklı yerlerinde birbirine oldukça yakın bir duyguyla karşımıza çıkıyor.
Beni asıl düşündüren ise şu oldu:
Bu cümleler neden bu kadar tanıdık geliyor?
Çünkü Batman’ın dili, günümüz sosyal medyasının duygusal diline çok yakın. Cümleler kısa, vurucu ve paylaşılabilir. Bir paragrafı alıp Instagram’da paylaşmak oldukça kolay. Fakat bir cümlenin paylaşılabilir olması, onun edebî olarak güçlü olduğu anlamına gelmiyor.
Mesela “Özgürlük bazen sadece okul çıkışı eve biraz geç gitmekmiş” cümlesi duygusal olarak karşılık bulabilir. Hepimizin çocuklukla ilgili benzer bir hafızası var. Fakat edebiyat açısından baktığımda burada beni şaşırtan, sarsan veya daha önce düşünmediğim bir yere götüren ne var, diye soruyorum.
Benim cevabım çoğu zaman: çok fazla bir şey yok.
Bu yüzden kitabı okurken zaman zaman içerikten çok sunuluş biçimiyle karşı karşıya kaldığımı hissettim.
Yine de kitabın ne yapmak istediğini küçümsememek gerekiyor. Batman belli ki okuruyla entelektüel bir mücadeleye girmek istemiyor. Daha çok ona “biraz dur, hayatına bak, geçmişini hatırla, kendini erteleme” diyor. Bunun karşılığını bulduğu da açık. Çünkü herkes edebiyattan aynı şeyi beklemiyor.
Ben ise biraz daha fazlasını arıyorum.
Bir düşüncenin söylenmesini değil, düşüncenin metnin içinde yaşamasını; duygunun açıklanmasını değil, okura hissettirilmesini; sonucun verilmesini değil, okurun o sonuca kendisinin ulaşmasını.
Çok Zamanımız Varmış Gibi bu açıdan benim okur beklentime uzak bir kitap.
Fakat belki de kitabın başarısını anlamak için başka bir yerden bakmak gerekiyor: Batman zor sorular sormuyor; insanların zaten bildiği cevapları onlara duygusal bir dille yeniden hatırlatıyor.
Benim için sorun da tam olarak burada başlıyor.


Yorum bırakın