Meyhanede Hanımlar | Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar, Meyhanede Hanımlarda bir meyhanenin gürültüsünden çok daha fazlasını anlatıyor. İçki içen kadınların etrafında başlayan konuşmalar; kadın-erkek ilişkilerine, toplumun ahlak anlayışına, özgürlüğe, baskıya ve değişen zamana doğru genişliyor. Fakat Gürpınar bütün bunları ağır bir fikir metni gibi değil, mizahın ve taşkınlığın içine saklayarak anlatıyor.

Daha ilk sayfalarda bile içki yasağı üzerinden dönemin zihniyetiyle dalga geçiliyor. Nizamnamede “üstü kapalı yerde içilir” denmesine karşılık bunun ne demek olduğu soruluyor:

“Üstü kapalı ama nasıl? Kiremitle mi, çinkoyla mı, betonarmeyle mi? Açıklık yok!”
(s. 11)

Buradaki mizah yalnızca içki yasağıyla ilgili değil. Kanunların hayatın gerçekliğiyle karşılaştığında ne kadar tuhaflaşabildiğini gösteriyor. İnsan yasak koyuyor, insan o yasağın etrafından dolaşmanın yolunu buluyor.

Sonra mesele bir anda daha derin bir yere geliyor. Bahriye Hanım’ın söyledikleri, kitabın asıl damarlarından birini oluşturuyor:

“Bu memlekette keyfinizce eğlenmek istediniz mi komşunuz, bütün mahalle, bütün şehir itiraz eder, karşı çıkar… Açık, mertçe eğlenceye tahammül edemezler. Fakat gizli ahlaksızlık içimizi kemirir durur.”
(s. 13)

Burada Gürpınar’ın toplum anlayışı bütün çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. İnsanların ahlakla ilgisi bazen ahlaksızlığın kendisinden çok, onun görünür olmasıyla ilgili. Gizlenen günah tolere edilirken açıkça yaşanan hayat hemen yargılanıyor.

Asıl sertlik ise “terbiye” tartışmasında başlıyor. Bahriye Hanım’ın söyledikleri artık meyhane sohbetinin sınırlarını aşıyor:

“Terbiye demek herhangi bir mahlûkta mevcut olmayan bir şeyi ona tehditle, dayakla, işkenceyle zorla aşılamaya uğraşmak demektir.”
(s. 14)

Ardından insanın içindeki karanlığa dair çok daha sert bir düşünce geliyor:

“İnsanın doğal hali terbiyesizliğidir.”
(s. 14)

Bu cümle, hikâyenin en önemli düşüncelerinden biri. Çünkü Gürpınar burada insanın gerçekten ahlaklı olup olmadığını sorgulatıyor. Belki de insanı “terbiyeli” yapan şey vicdanından önce toplumun bakışıdır. Ayıplanmak, kanuna çarpmak, dışlanmak… Bütün bunlar ortadan kalktığında insanın içindeki başka bir yüzün ortaya çıkabileceğini söylüyor.

Bahriye Hanım bunu daha da ileri götürüyor:

“Bu sosyal endişeleri kaldırın, hepimizin nasıl arsız, hayâsız, hırsız, olduğumuz derhal meydana çıkar.”
(s. 14)

Bu sözlerde Gürpınar’ın insan anlayışındaki karanlık tarafı görmek mümkün. Medeniyet dediğimiz şey gerçekten içimizde mi, yoksa üzerimize geçirilmiş ince bir kabuk mu?

Fakat hikâye yalnızca insanın karanlık tarafını anlatmıyor. Kadının toplumdaki yerinin değişmesini de tartışıyor. Bahriye Hanım’ın sözlerinde açıkça bir özgürleşme isteği var:

“Bizimkiler takdir edilmedikten sonra ben onların hiçbir hakkını tanımıyorum. Bu zamana kadar erkek kadına karşı sopa kullanırdı. Biz bugün onların karşısına yalnız mantık ve adalet silahıyla çıkıyoruz.”
(s. 15)

Hemen ardından gelen cümle ise dönemin değişimini daha açık ifade ediyor:

“Asır bizim lehimizedir kardeşim…”
(s. 15)

Burada kadın artık yalnızca kendisine biçilen rolü kabul eden bir karakter değil. Konuşuyor, itiraz ediyor, hakkını savunuyor, erkeğin karşısında kendi iradesini ortaya koyuyor.

Ama Gürpınar’ın ironisi tam da burada başlıyor.

Çünkü özgürlük isteyen insanın kendisi de zaaflarından kurtulmuş değil.

Bahriye Hanım “kadın serbesttir” düşüncesini savunurken, Meliha ile arasındaki kıskançlık giderek büyüyor. Sonunda savunulan bütün büyük fikirler gerçek hayatın sertliğiyle çarpışıyor.

Hikâyenin sonlarına doğru bu çatışma artık düşünsel olmaktan çıkıyor. Meyhane adeta savaş alanına dönüyor:

“Bahriye ve Meliha Hanım çarpışması şişe mermilerle vuruşacak kadar şiddetlenip de bu şarapnellerin serpintileri sarhoşun başından aşağı yağmaya başlayınca bu hanım kavgası meyhane arbedesi şeklini aldı.”
(s. 23)

Bu sahne bana göre kitabın bütün ironisini taşıyor. Kadın özgürlüğünden, ahlaktan, medeniyetten ve toplumdan konuşan insanlar sonunda şişeleri birbirlerine fırlatıyorlar.

Polis geldiğinde ise tartışma başka bir boyuta geçiyor. Bahriye Hanım:

“Kadın evde, sokakta, tramvayda, vapurda, trende her yerde serbesttir…”
(s. 24)

diyor.

Polisin cevabı ise çok daha yalın:

“Hanım, sarhoş olmak yasaktır. Şişeyle cam kırmak, kafa yarmakta ise kimse serbest değildir. Ne erkek, ne kadın…”
(s. 25)

İşte burada Gürpınar’ın yaklaşımını seviyorum. Özgürlüğü bütünüyle reddetmiyor ama özgürlüğün insanın başkasına zarar verme hakkı olmadığını da gösteriyor. Bahriye Hanım’ın “kadın serbesttir” sözü ile polisin “kimse serbest değildir” sözü karşı karşıya geliyor.

Ve sonunda bütün o büyük tartışmalar birkaç satırlık polis raporuna dönüşüyor:

“Şehri Bey’in karısı Bahriye ve Nebil Bey’in karısı Meliha hanımlar Apostol’un meyhanesinde sarhoş olarak aralarında meydana gelen bir kıskançlık yüzünden birbirlerine sayıp sövmüş ve darp etmeye kalkışmış ve içki şişeleriyle meyhanenin camlarını kırmalarıyla vs…”
(s. 27)

Bence kitabın en güzel ironisi tam burada.

Gece boyunca özgürlükten, ahlaktan, kadın haklarından ve toplumdan söz ediliyor. Sonunda bütün bunlar resmi bir raporda yalnızca “kıskançlık yüzünden kavga eden iki sarhoş kadın” hâline geliyor.

Ve son cümlelerde Bahriye Hanım’ın söylediği:

“Şimdi eve gidip evvela birkaç kadeh rakı, sonra kocakarıya güzel bir sopa çekeceğim. Kahrolsun kaynanalar! Yaşasın içki!”
(s. 27)

sanki bütün hikâyenin üzerine atılmış son bir kahkaha.

Çünkü insan değişmek, özgürleşmek ve kendi hayatının sahibi olmak istiyor; fakat çoğu zaman eski alışkanlıklarını da yanında taşıyor.

Meyhanede Hanımları benim için ilginç yapan şey tam olarak bu. Gürpınar insanı ideal hâliyle anlatmıyor. Çelişkileriyle anlatıyor. Özgürlük isteyen ama kıskanan, ahlakı tartışan ama öfkesine yenilen, medeniyetten söz eden ama şişe fırlatan insanı gösteriyor.

Meyhane burada yalnızca içki içilen bir yer değil; toplumun küçültülmüş hâli.

İçeride herkes özgür olmak istiyor ama kimse kendi zaaflarının esiri olduğunu fark etmiyor.

Ve belki de kitabın yüz yıl sonra hâlâ canlı kalmasının nedeni bu:

İnsan değişiyor, çağ değişiyor, kurallar değişiyor; fakat insanın kendi içindeki çelişki pek değişmiyor.

Bir Cevap Yazın